Eserin kaderi bile ‘kaza eseri’ mi yazılır?

Eserin kaderi bile ‘kaza eseri’ mi yazılır?

21/08/2022 Kapalı Yazar: sevi


New York kenti Manhattan bölgesinde yer alan 9/11 anma müzesi, pandemiden önce 300 bine varan ziyaretçi sayısının şimdilerde 30 binin altına inmesi sebebiyle, müze faaliyetlerini ekseriyetle dijital platformlarda gerçekleştirme kararı aldı. Ben de, beş yıl önce bu müzeye olan ziyaretimi, Gazete Duvar okurlarıyla paylaşma fırsatı bulmuştum.

Diğer yandan, İran’ın başkenti Tahran’daki Çağdaş Sanat Müzesi, İran İslam Devrimi öncesi Batı destekli Şah Muhammed Rıza Pehlevi ile, eşi Ferah Pehlevi’nin petrol zenginliği esnasında kurdukları Avrupa ve Batı kaynaklı koleksiyon, yıllar sonra ilk defa izleyici karşısında sergilendi.

Ancak Sol LeWitt ile Berndt – Hilla Becher gibi sanatçıların sergilendiği etkinlikte rastlanan bir ‘kâğıt yiyici’ haşere nedeniyle, müze tedbiren birkaç günlüğüne kapatıldı.

Pandemiyle gelen tedarik ve teşhir krizleri, kültür-sanat dünyasını da farklı çözümler ve akıl yürütme süreçlerine itti. Sanatçı ve küratörler, yapıtlarında, projelerinde daha ‘yeşil’ ve ekonomik kaygılar içinde olduklarını gerek politik, gerekse eylemsel duruşlarıyla kamuoyuna aktarmaya başladı.

Artık, pek çok etkinliğin basın ve kamuoyuna duyurusunda, elektronik bültenler, Zoom toplantıları, QR kodlar, Instagram hesapları, Twitter adresleri ve anonsları peyderpey kullanılmaya başladı. Dahası geçenlerde duyurulan bir sergiye yönelik stüdyo turunun, WhatsApp uygulaması üzerinden yapılabileceği bile duyuruldu. Tabii bunların kurumlara verdiği maliyetin kârı da cabası.

Basının ve iletişimin dijitalleşmesi, bilgi, görüntü, ses ve yorumu da taşınabilir, biçim değiştirebilir bir esnekliğe taşıdı. Doğal olarak sanat da, bundan etkilendi, etkileniyor ve söz ettiğimiz unsurları da, kendine benzetir, yaratıcı, estetik, kimi zaman anarşik, kimi zaman telif hakkı gerektirir bir etkiye vesile oluyor.

Bu dönüşümün en büyük zararı ise, paylaşılan iletilerin birbiriyle – ilk bakışta – aynı olmasında gizleniyor. Bu da sürekli her yere yollanmış aynı bilgiye çarptığı için, izleyiciyi dijital bir uyuşukluğa sevk ediyor.

Öyle ki, bu olası aynılığı aşmak için düzenlenen mevcut etkinlikler de, kendi kendilerini kamuoyuna daha hızlı, zararsız ve sorunsuz, hep artı değer sağlayacak üslûpla duyurabilmek adına, kendi basın ve halkla ilişkiler kurumları veya kendi bünyelerindeki irtibat birimleri tarafından yaratılan bir rekabete zemin hazırlıyor.

Londra’daki Lisson Sanat Galerisi de bu kurumlardan biri. Galeri, bünyesinde Ai Weiwei, Marina Abramovic, Daniel Buren, Wael Shawky, Tony Cragg ve SolLeWitt gibi bir çok dünya sanatçısına temsiliyet veriyor.

Galeride uzun yıllar sonra eserlerini ilk kez sergileyecek, geçen yıl da New York’ta izleyici karşısına çıkmış tanınmış Kolombiyalı çağdaş sanatçı Olga de Amaral, sergiyle ilgili – pek çok kurumun yaptığı gibi – önceden gönderilmiş basın bülteninde, bize ‘İlmikler’den bahsediyor.

Olga de Amaral

Amaral, yapıtlarında ülkesindeki kiliselerden, Bizans mozaiklerinden ilham almış, dokuma tekniği ile dünyanın belli başlı ülkelerin geleneksel sanat hafızalarını harmanlamış, 90 yaşında bir yaşayan kültür anıtı. Şöyle diyor Amaral:

“Benim için ilmik, her şeyin başlangıcı. Bana kalırsa her şey kaza eseri. Bir kaza, eser halini alıyor.”

Günümüz iletişim ‘ağı’nın da ne denli hakiki kazaya vesile olduğu, bu kazaların yüzde kaçının ‘organik’ olduğu, bugün hararetle tartışılıyor. Yukarıda andığımız bilişim otoyollarının ne düzeyde gerçek bilgi, ilgi ve kıymet kaynağı oldukları, günümüzde pek çok iletişim bilimci ve sosyoloğun başlıca müzakere alanı.

Ama bunları şimdilik bir yana koymak lâzım…

Türkiye hâlâ gerçek otoyollardaki, gerçek insanların canına okuyan feci, sahici kazalar ve berbat ‘eser’leriyle uğraşırken, inanın bu yazıyı yazmak bile, bana bu ülkede başka bir kazaya sebebiyet vermek gibi geliyor. Tüm kayıpların ruhu şâd olsun. Sevenlerine sabır, kurtulanlara büyük geçmiş olsun diliyorum.

Ekonomi Haberleri